5 Eylül 2010 Pazar

U2 Müzik Grubu İstanbul'da

U2 Müzik grubu yarın İstanbul'da konser verecek. Grubun kendisinden çok 360 derece sahnesi ilgi çekici oldu. Bir haftadır bu sahnenin kurulumu devam etmekte. Bu gün itibari ile sanırım sahne kuruldu. Bu gün müzik grubunun bir üyesi Bono hayali olan boğaz köprüsünden bir kıtadan bir kıtaya geçiş yaptı. Ulaştırma bakanımız Binali YILDIRIM'da bu geçişte Bono'ya eşlik etti. bono İstanbul için Konstantina pol diye bahsetti.
U2 için yaptığı araştırmaya göre:
U2 1976 yılında, grup üyeleri henüz lise çağındayken ve müzikle ilgili sınırlı yeteneklere sahipken kuruldu. Fakat, dinî ritüelleri anımsatan soundu, Bono'nun duygu dolu sesi ve The Edge'in dokunaklı gitarı, 1980'li yılların ortalarına gelene kadar grubun uluslararası alanda büyük ün kazanmasını sağladı. Rolling Stone dergisinin deyişiyle "grubun kahramanlıktan süper starlığa yükselmesini sağlayan" 1987 çıkışlı The Joshua Tree albümüne kadar grubun canlı performansları albüm satışlarından daha kazançlıydı. 1991 yılında çıkan Achtung Baby ve beraberindeki Zoo TV Turu'yla bir yandan elektronik dans ve alternatif rock akımlarına, diğer yandan da kendi müziksel durgunluklarina karşılık veren grup, 1990'lı yılların geri kalan kısmında da benzer deneysel çalışmalarını devam ettirdi. 2000 yılından bu yana, önceki müzikal tarzlarını anımsatan daha geleneksel bir sound yakalamışlardır.

Dünya çapında albüm satışları 140 milyonu aşan U2, ayrıca 22 Grammy Ödülü kazanarak bir rekor kırmıştır. 2005 yılında, adaylıklarının ilk yılında Rock and Roll Hall of Fame'e kabul edildiler. Rolling Stone dergisinin tüm zamanların en iyi 100 sanatçı listesinde 22. sırada yer aldılar. Kariyerleri boyunca Uluslararası Af Örgütü, ONE ve Bono'nun DATA (İngilizce: Debt, AIDS, Trade in Africa, Türkçe: Afrika'da Borç, AIDS, Ticaret) kampanyası gibi bir çok insan hakları ve sosyal adalet kampanyalarına destek verdiler.




İşte daha iyi hafızaya sahip olmanın yolları

İşte daha iyi hafızaya sahip olmanın yolları

Sakinleşmek, stresten uzak durmak, egzersiz yapmak, yeşil yapraklı ve parlak renkli sebze ve meyve yemek, şarkı ezberlemek hafızayı güçlendiriyor.

İnternet sitesi Yahoo, Sarah Jio'nun değişik uzmanlardan derlediği ''Daha iyi hafızaya sahip olmanın 10 kuralı'' başlıklı araştırmasının sonuçlarını yayınladı.

Beyin kaslarını harekete geçirerek, daha güçlü hafızaya sahip olabilmenin mümkün olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyle:

- Bir şeyi öğrenmek için el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapmasında kolaylık sağlıyor.

- Televizyon izlemek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni meşgul etmeden kesintisiz en azından 6 saat uyuma hafızayı onarıyor.

- Sakinleşmek ve stresten uzak durmak beyne ciddi anlamda yardımcı oluyor.

- Egzersiz, tüm vücuda özellikle beyindeki hafıza bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırıyor.

- Brüksel lahanası, brokoli, kabak, yapraklı yeşillikler, kiraz, kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki sebze ve meyve yemek hafızayı kuvvetlendiriyor.

- Okumak ve okunan kitabı tartışmak hafızayı güçlendiriyor. Beyindeki düşünmeden sorumlu bölgeyi güçlendirmek için okunan şeyin tercüme edilmesi de etkili oluyor.

- Koku, hatırlamaya yardımcı oluyor. En kuvvetli ve ekonomik koku ise biberiye. Konsantrasyon ve dikkat sorunu çeken kişilere biberiye içerikli parfüm öneriliyor.

- Tek bir şeyle ilgilenmek. Örneğin, kitap okurken televizyonun açık olmaması, yemek yaparken telefonla konuşmamak gibi...

- Şarkı ezberlemek.

- Sürekli yeni şeyler öğrenmek.

Alıntı: Zaman Gazetesi 

Pamuk Şekeri Makinası Nasıl Yapılır?

Bir 9V pil ve motor iki tane de şişe kapağı, biraz da el becerisi işte size pamuk şekeri. Videoda anlatıldığı gibi yaptım olmadı. Tek farklı olan yeri şişe kapaklarını içten değil de dıştan delmem olabilir. Yapıp başarı olanların yorumlarını bekliyorum.




Eğer ben uğraşamam satın alıp pamuk şekeri evimde yemek istiyorum diyorsanız buradan KDV dahil 83,66 TL'ye satın alabilirsiniz.

Atilla Yayla'dan Özgürlük Dersi (Başörtüsü Sorunu)



Özgürlük konusunda ders veriyor, karşısındakiler ise biraz sonra alacakları cevaptan gafil atıp tutuyorlar. Prof. Dr. Atilla YAYLA. Ülkemizin türban sorununa gerçek açısından bakıp noktayı koyuyor. Mutlaka izleyin.

Kadir Gecesi Okunacak Dua

İşte bin aydan daha hayırlı mübarek Kadir Gecesi'nde edilecek duası. "Kadir Gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur'ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313)

EUZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM
BİSMİLLAHİ’R-RAHMANİ’R-RAHîM

اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالمَِينَ. وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلىَ آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Ey talihsizlerin sığınağı,
ey âcizlerin güç kaynağı,
ey dertlilerin tabibi
ey yolda kalmışların yol göstereni!
Ey çaresizler çaresi!
ve Ey her duada bulunana icabet eden ululuk tahtının Sultanı!
İçinde bulunduğumuzkadir gecesihürmetine
bizleri affeyle ya Rabbi


Allahım
Sen bizleri ufku, inancı ve davaranışlarıyla
tam bir ruh ve mana kahramanı eyle
Derinlik ve enginliğimizi
bilgi ve muktesebatımızla birlikte
gönül zenginliği, ruh saffeti
ve hakka kurbetimiz itibarıyla yap Ya rabbi


Allahım
Sen bizleri kalbi ve ruhi hayata programlı,
maddi manevi bütün kirlerden uzak durmaya kararlı,
cismani ve bedeni isteklere karşı her zaman teyakkuzdaKin, nefret hırs hased bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tevazu ve mahviyet abideleri eyle. Ya rabbi


Allahım
Sen bizleri her zaman hakkı tutup kaldırma peşinde,
mülk ve melekut alemiyle alakalı duyup hissettiklerini başkalarına duyurma iştiyakiyla yanıp tutuşan
diğergamlardan eyle Ya rabbi

Allahım
Sen bizleri, olabildiğine sabırlı ve temkinli;
konuşup gürültü çıkarmadan daha çok,
inandıklarını yaşayan,
yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan
bir iman ve aksiyon insanı eyle Ya rabbi


Allahım
Sen bizleri dur-durak bilmeden sürekli koşan..
Hak'ka yürüyenlere yürümenin âdâbını öğreten
iç dünyası itibarıyla her zaman ocaklar gibi cayır cayır yanan
ve yanarken de asla gam izhar eylemeyen; eyleyip ağyârı âhına âgâh kılmayı düşünmeyen her zaman içten içe yanan
ve kendine sığınanların ruhlarına hararet üfleyen
kullarından eyle Ya rabbi

Allahım
hedefimizde hep öteler tüllenip dursun.
Bizler Hak rızasına bağlanmış,
sürekli ilerleyen
ve sürekli mesafelerle yaka paça olan
iman insanları olalım ya Rabbi!
matlûbumuza ulaşacağımız ana kadar
hep bir küheylan gibi koşalım;
koşarken de herhangi bir beklentiye girmeyelim
ya Rabbi!

Allahım
Sen bizleri öylesine içten bir hakikat eri eyle ki ,
oturup kalkıp sürekli yeryüzünde hakkı ikame etmeyi düşünelim ve senin hatırın söz konusu olduğunda da
rahatlıkla bütün arzularımızdan ve isteklerimizden vazgeçebilelim ya Rabbi!

Allahım
herkese sinemizi açalım,
herkesi şefkatle kucaklayalım ve toplum içinde hep bir siyanet meleği görüntüsü sergileyelim. Ne var ki,
senden başka kimseden de bir şey beklemeyelim ya Rabbi!


Allahım
Sen bizlere Tavırları, davranışları itibarıyla
herkesle uyum içinde olmayı lutfet
hiç kimseyle cedelleşmeyelim,
hiç kimseye karşı düşmanlık beslemeyelim.
kat'iyen başkalarıyla rekabete ve sürtüşmeye girmeyelim.
Dinimize, ülkemize ve ülkümüze hizmet eden
hemen herkesi sevelim..
Bütün olumlu faaliyetlerinden ötürü
Herkesi alkışlayalım
Başkalarının anlayışlarına
hem de konumlarına saygılı kalmaya
alabildiğine itina gösterelim ya Rabbi!

Allahım
kendi gayret ve aktivitelerimizin yanında,
senin tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verelim..
her hareketimizde rızana mazhar olma yollarını araştıralım..
senin inayetine vesile sayılan
birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterelim ya Rabbi!


Allahım
Sen bizleri bir Hak âşığı ve Hak rızası sevdalısı eyle.
Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun
bütün hareketlerimizi senin hoşnutluğuna bağlayalım
Seni memnun etme yolunda ölesiye bir hırs gösterelim
ve böyle bir hedefe ulaşmak için de
bütün varımızı feda edebilelim,
dünyevî-uhrevî her şeyden vazgeçebilelim ya Rabbi!

Allahım
düşünce dünyamızda "benim yapmam", "benim başarmam", "benim sonuçlandırmam".. gibi merdud mülâhazalara asla yer verme ya rabbi
yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendimiz yapmış gibi memnun olalım,
başkalarının başarılarını kendi başarılarımız sayalım
öncülük yapma şeref ve payesini de onlara bırakalım ya Rabbi!


Allahım
her zaman kendimizle yaka-paça
ve kendi ayıplarımızla meşgul olalım kimsenin eksiğiyle-gediğiyle uğraşmayalım.Her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyelim,
başkalarını daha yüksek ufuklara yönlendirip
herkese bir hüsn-ü misal olalım
İnsanların ayıplarına ve kusurlarına göz yumalım..
Onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verelim, kötülüklerini iyilikle savalım
ve elli defa rencide edilsek de,
bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmeyelim ya Rabbi!

Allahım
hayatımızı iman-ı kâmil yörüngeli
ve ihlas donanımlı yaşamayı
en birinci mesele bilelim,
duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla
öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eri olalım
beraber yürüdüğümüz,
aynı mefkûreyi paylaştığımız kimselerle
asla rekabete girmeyelim..
onlara karşı kat'iyen kıskançlık duymayalım..
aksine, onların noksanlarını giderip, eksiklerini tamamlayalım.. ve onlara karşı hareketlerimizde
hep bir vücudun uzuvlarından
herhangi bir organmış gibi davranalım ya Rabbi!


Allahım
Tam bir îsar rûhuyla,
Makam ve mansıp, Paye ve şöhret gibi
maddî-manevî hemen her konuda
yol arkadaşlarımızı öne çıkarıp
kendimiz gerilerden gerilere çekilerek
onların başarılarının dellalı gibi davranalım,
kardeşlerimizin mazhariyetlerini alkışlayıp
muvaffakiyetlerini de bir bayram sevinciyle karşılayalım ya Rabbi!

Allahım
başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı
hep saygılı kalmaya çalışalım
paylaşmaya, beraber yaşamaya açık duralım..
oturur kalkıp aynı mefkûre insanlarıyla
müşterek hareket etme yollarını araştıralım..
müşterek projeler geliştirelim..
ve "ben" yerine "biz"i ikame etme gayreti gösterelim..
dahası, başkalarının mutluluğu yolunda
rahatlıkla kendi saadetimizi feda edebilelim..
ve bunları yaparken de
kimseden herhangi bir teveccüh beklemeyelim.
hattâ böyle bir beklentiye girmeyi
kendi hesabımıza bir düşüş sayalım;
yılandan-çıyandan kaçtığımız gibi önde görünmekten,
namdan-şandan kaçalım
ve unutulma murakabesine dalalım ya Rabbi!

Allahım
Kimsenin kılına dokunmayalım,
saldırıya saldırıyla mukabelede bulunmayalım.
En kritik durumlarda bile hep dengeli hareket edelim.
Her zaman fenalıklara karşı
iyilikle mukabelede bulunalım..
kötülükleri kötülerin işi sayıp,
bir iyilik âbidesi gibi davranalım ya Rabbi!

Allahım
hayatımızı Kur'ân ve Sünnet çizgisinde
Hak dostluğu, takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşayalım..
benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı
sürekli tetikte bulunalım
kendimize nisbet edilen güzellikleri
"her şey senden" deyip sana verelim.
iradeye vâbeste işlerde de her zaman
"ben"den kaçıp, "biz"e sığınalım.
hiç kimseden korkmayalım.
Hiç bir hâdise karşısında telâşa kapılmayalım;
ve doğru bildiğimiz şeylerden asla geriye durmayalım ya Rabbi!


Allahım
kimseye gücenmeyelim;
hele Hak'ka dilbeste olanlara kat'iyen kırılmayalım.
Yol arkadaşlarımızı herhangi bir fenalık içinde gördüğümüzde onlardan uzaklaşmayalım..
Perdeyi yırtıp onları utandırmayalım;
utandırmak bir yana,
böyle bir fenalığı gördüğümüzde
büyük bir hata işlemiş gibi kendimizi kınayalım.
mü'minlerin farklı yorumlara açık tavırlarından dolayı
onlar hakkında sû-i zanda bulunmaktan kaçınalım;
görüp duyduğumuz şeylere iyi yorumlar getirip
ve kat'iyen olumsuz mülâhazalara girmeyelim ya Rabbi!

Allahım
hareket ve faaliyetlerimizi,
bu dünyanın bir ücret yeri değil de,
bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlayalım..
her zamanmemurbulunduğumuz sorumlulukları
fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirelim..
netice ve sonuçla meşgul olmayı da
sana karşı bir saygısızlık sayalım ya Rabbi!


Allahım
dine, imana ve insanlığa hizmeti,
Hak rızası yolunda en büyük bir vazife bilelim
ne kadar büyük işler başarsak da,
bundan nefsimiz adına
maddî-manevî herhangi bir pâye çıkarmayı
hiç mi hiç düşünmeyelim ya Rabbi!

Allahım
Düzenimizin bozulmasından dolayı ümitsizliğe düşmeyelim
Bütün insanların bize karşı olmasından dolayı
sarsıntı yaşamayalım.
"bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir" deyip dişimizi sıkıp sabredelim,
maruz kaldığımız durumlardan kurtulmak için de
alternatif çıkış yolları arayalım
en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üretip
hep azm u ikdamda bulunalım ya Rabbi!


Allahım
İnsanî değerlerin hor görüldüğü,
dînî düşüncede kırılmaların yaşandığı,
her taraf, başı boşların gürültüleriyle inlediği günümüzde,
başka bir şey değil, Sen bizleri gönül insanları eyle ya Rabbi!
Kadir gecesi hürmetine gönül insanları eyle ya Rabbi!
Mübarek ramazan hürmetine gönül insanları eyle ya rabbi!

Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile efradına ve O’nun bütün arkadaşlarına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz;
dualarımızı kabul buyur ya Rabbi!

Amin..ve’l-hamdü lillahi rabbi’l-alemin

Kadir Gecesi Güzel Bir Video


Kadir Gecesi
 

Kerbela Olayı Nedir?

Hz. Hüseyin Mekke'de bulunduğu günlerde halk kendisini ziyarete geliyor, hatırını soruyordu. Bunlar, Umre yapmak için Mekke'de bulunan civar bölge insanlarıydı. Bu arada Kabe'nin yakınından ayrılmayan, gün boyu orada namaz kılıp, tavaf eden İbn Zübeyr de diğer ziyaretçilerle birlikte kendisini görmeye geliyordu.

Hz. Hüseyin, İbn Zübeyr için o sırada en önemli kişiydi. Çünkü Hüseyin Mekke'de bulunduğu sürece, Hicazlılar İbn Zübeyr'e bîat etmezdi.

Öte yandan Muâviye'nin ölümü ile Yezid'e bîat edildiği haberi Küfe'de duyulunca, halk Yezid hakkında ileri geri konuşmaya başladı. Şiîler ise, ileri gelenlerinden Süleyman b. Surad'ın evinde toplanarak durum değerlendirmesi yaptılar. Buradaki toplantıda Hz. Hüseyin'e, kendisine bîat etmek için davet mahiyetinde mektup yazmaya karar verdiler. Neticede yüz elliye yakın mektup gönderildi. Bu mektupları alan Hz. Hüseyin Kûfelilere şöyle bir cevap yazdı:

«Ne yapmak istediğinizi anlıyorum. Şimdi size kardeşim, amcamın oğlu ve güvendiğim akrabam Müslim b. Akıl'i gönderiyorum. Oraya vardıktan sonra sizin durumunuz ve düşünceniz hakkında bana mektup yazmasını söyledim. Eğer bütün halkın ve ileri gelenlerin düşüncesi bana yazılan düşünceler etrafında birleşiyorsa, yakında size gelirim. Yemin ederim ki, halife Kur'an'la amel eden, adaletten ayrılmayan, hak dini yaşayan bir kimseden başkası olamaz.»

Sonra Hüseyin, Müslim b. Akîl'i çağırarak Kûfe'ye gitmesini söyledi. Allah'ın yolundan ayrılmamasını, bu meseleyi gizli tutmasını tenbih etti. Eğer halk birlik olmuşsa en kısa zamanda durumu kendisine bildirmesini istedi. Müslim, Kûfe'ye doğru yola çıktı. Bu esnada Küfe valisi, Numan b. Beşir idi. Müslim, Küfe'ye. varınca Şiîler kendisine gelip gitmeye başladılar. Bu durumu haber alan Numan, minbere çıkarak, kısa bir konuşma yaptı. Aslında mutedil, iyilik sever birisi olan Numan şöyle diyordu:

«Ey müslümanlar! Fitne ve ayrılıkta yarışmayın. Çünkü bunlar insanlann yok olmasına, kan dökülmesine ve malların yağma edilmesine yol açar. Şunu biliniz ki ben ancak benimle savaşanlarla savaş edip, bana saldıranlara karşı saldıracağım. Sizin uyuyanınızı uyandırmayacak, şüphe, zan ve delilsiz hiç kimseyi cezalandırmayacağım. Fakat siz durumunuzu açıkça ortaya koyar, biatinizi iptal eder, halifenize baş kaldırırsanız yemin ederim ki, kabzası elimde olduğu sürece kılıcımı kafanıza indiririm. Sizi benden kimse kurtaramaz ve yardım edemez. Umarım ki içinizde hakkı görebilenlerin sayısı yanlış fikirli olanlarından çoktur.»

Numan bu konuşmayı yapınca, orada bulunan Emevî taraftarı biri ayağa kalkarak, «Bu kargaşayı ancak cesur biri önler. Sizin bu görüşlerinizi ancak zayıf kimseler ileri sürerler» diye çıkıştı. Numan, bu adama, «Allah'ın yolundan ayrılmamış zayıf bir insan olmak, benim nazarımda Allah'a karşı gelmiş güçlü biri olmaktan daha iyidir» diye cevap verdi ve minberden indi.

Daha sonra bu adam Yezid'e bir mektup yazarak, Müslim b. Akîl'in geldiğini, halkın ona bîat etmeye başladığını bildirdikten sonra şunları ilâve etti:

«Eğer Kûfe'yi gözden çıkarmadınızsa, oraya güçlü, emrinizi yerine getirecek ve sizin düşmanlarınıza karşı aldığınız tedbirleri alabilecek bir kimse gönderiniz. Numan zayıf bir insandır.»

Bunun üzerine Yezid, Numan'ı görevinden aldı ve onun yerine Basra valisi olan Ubeydullah b. Ziyad'ı getirdi. Yezid'in Müslim'i yakalayıp idam etme veya sürgüne gönderme emriyle Kûfe'ye gelen Ubeydullah halkı toplayarak onlara şu konuşmayı yaptı:

«Halife beni şehrinize vali ve haraç işlerinize memur tayin etti. Bana mazlum olanınıza iyilik etmeyi, yoksullarınızı doyurmayı, devlete itaat edene iyi muamele etmeyi, âsi ve fitnecilere karşı katı davranmayı emretti. Ben burada onun emrini uygulayacak, isteklerini yerine getireceğim. İyilerinize karşı müşfik bir baba, itaat edenlerinize karşı bir özkardeş gibi davranacağım. Kılıç ve kırbacım emrimi kabul etmeyen, bana karşı çıkanların üstünde olacaktır. Artık herkes dilediğini yapabilir.» diyerek sözünü bitiren vali ayrıca minberden inerken şu tehdidi de savurdu: «Bana içinizde bulunan yabancıları, Şiıleri, Haricîleri, fitne ve ayrılıkçıları yazıp bildireceksiniz. Kim bunların listesini verirse kurtulur. Bildirmeyenler ise kendi ailesinden herhangi bir muhalif ve başkaldırma çıkmayacağına dair bize garanti vereceklerdir. Bu iki şıktan birini yapmayandan sorumlu değiliz. Bu, onun mal ve can dokunulmazlığı kalkar, demektir. Eğer herhangi birinizin evinde bize bildirilmemiş bir halife muhalifi yakalanırsa o evin sahibi evinin kapısında asılır.»


Müslim, İbn Ziyad'ın yaptığı konuşmayı haber aldıktan sonra Hânî b. Urve'nin evine sığındı. Ev sahibi olsun, Müslim olsun bu durumu istemeye istemeye yaptılar. Şiîler bu defa oraya gelip gitmeye başladılar. Müslim'in orada kaldığım öğrenen İbn Ziyad Hânî'ye haber gönderip, makamına getirtti ve: «Ben onun sağ kalmasını istiyorum. O ise beni öldürmek istiyor. Seni kim murad'dan salıverdi ise ancak o affeder» şeklinde bir şiirle karşıladı. Hânî, «Mesele nedir?» diye sorunca şu açıklamayı yaptı: «Ey Hânı! Evinde halife ve müslümanlar için düşünülen şeyler nedir? Müslim'i getirip evine alıyor, ona silâh ve asker topluyorsun. Bunların gizli kalacağını mı sanıyorsun?» Hânî bu sözlere itiraz edemedi. Bunun üzerine İbn Ziyad kendisinden Müslim'i teslim etmesini istedi. Fakat Hânî, halkın kınamasından çekindiği için bunu kabul etmedi. İbn Ziyad'ın emriyle tutuklanan Hânî, valinin sarayında hapsedildi. Bu durumu öğrenen Müslim adamlarına -aralarında parolaları olan- «Fa Mansur!» diye bağırdı.

O güne kadar Müslim'e bîat edenlerin sayısı on sekiz bin kişi olup bunlardan sadece Müslim'in bulunduğu ev etrafında nöbet tutanlar dört bin kadardı. Halk Müslim'in etrafına toplandı. Halkı ayaklandırıcı bir konuşma yapan Müslim valinin sarayına doğru hareket etti. Cami ve sokaklar insanlarla dolup, taşıyordu. Bu arada valinin yanında otuz muhafız, yirmi kadar Kûfeli eşraf ailesi ve kölelerinden başka kimse yoktu. Eşrafla bir görüşme yaptı ve daha sonra Kesîr b. Şihab'ı çağırarak kendisine bağlı adamlarıyla harekete geçip halkı Müslim'in etrafından koparmasını söyledi. Muhammed b. Eş'as'a da kendisine bağlı kimselerle ortaya çıkıp, kendilerine katılanların kurtulacağını ilân etmesini emretti. Diğer bir kısım eşraftan da aynı şeyleri istedi. Birkaç kişiyi ise yanında alıkoydu. Eşraf valinin emrini hemen yerine getirdi. Bu arada sarayda kalanlar da halkın karşısına geçerek devlete bağlı olanların korunacağını söylediler. İsyancıları tehdit ettiler. Bu durumu gören halk dağılmaya başladı. Öyle bir dağılma oldu ki, camide Müslim'in yanında sadece otuz kişi kalmıştı. Nereye gideceğini şaşıran Müslim kaçarak bir yere gizlendi. Fakat gizlendiği yeri öğrenen vali, Muhammed b. Eş'as'ı göndererek yakalatıp getirtti. Müslim yakalanınca Muhammed'e şöyle dedi:

«Görüyorum ki şu anda beni koruyamazsın. Fakat acaba bir elçi gönderip Hüseyin'e durumu bildirmesini, benim namıma ona, geri dönmesini, Küfelilere aldanmamasını, çünkü bunların onun babasına neler yaptıklarını söylemesini sağlayabilir misin?»

Muhammed, Müslim'in bu isteğini yerine getirdi. Valinin huzuruna getirilen Müslim
orada öldürüldü. Daha sonra da Hânî öldürüldü.

Öte yandan Mekke'de bulunan Hüseyin artık Kûfe'ye gitmeye iyice karar vermişti. Amr b. Abdurrahman b. Haris gelerek kendisine şöyle dedi:

«Duyduğuma göre Irak'a gidiyormuşsun. Ben şahsen halifenin valisi, memurları ve hazinelerinin bulunduğu bir şehre gitmeni senin için mahzurlu görüyorum. Bugün insanlar paraya tapar hale gelmişlerdir. Sana yardım edeceğini vadedenlerin seni öldürmesinden korkarım.»

Hüseyin, Amr'a teşekkür etmekle yetindi. Daha sonra İbn Abbas da geldi: «Halk senin Irak'a gideceğini söylüyor. Bana ne yaptığım açıklar mısın?» dedi. Hüseyin, «Şu bir-iki gün içinde gideceğim» diye cevap verdi. İbn Abbas sözünü şöyle sürdürdü: «Allah böyle bir şey yaptırmasın. Bana söyler misin, sen başlarındaki valiyi öldürmüş, memleketlerine sahip olmuş ve düşmanını kovmuş bir millete mi gidiyorsun? Eğer böyle bir şey yapmadıklarına inanıyorsan, git. Yok eğer savaşa çağırıyorlarsa, seni aldatmalarından, cayıp sana karşı çıkarak, yalnız bırakmalarından, hattâ sana karşı ayaklanarak en fena kötülüğü işlemelerinden korkarım.»

Hz. Hüseyin: «Düşüneyim, bakalım ne olacak» diye karşılık verdi. O gün gidip ertesi gün yine gelen İbn Abbas bu defa şöyle diyordu:

«Amca oğlu, kendimi sabretmeye zorluyorum, ama sabredemiyorum. Eğer düşündüğünü yaparsan başına bir felâket gelmesinden korkuyorum. Iraklılar dönek insanlardır. Onlara sakın yaklaşma. Burada kal, sen Hicazlıların efendisisin. Eğer Iraklılar sana yazdıkları gibi gerçekten seni istiyorlarsa, sen de onlara yaz, önce memleketlerinden valilerini ve düşmanlarını çıkarsınlar, ondan sonra git. Şayet illâ gitmek istiyorsan, Yemen'e git. Orada farklı topluluklar var. Yemen geniş bir yerdir. Ayrıca orada babanın taraftarları da vardır. Bir tarafa çekilir, mektuplar yazar, halka gönderir, elçi ve propagandacılarını yayarsın. O zaman belki istediğin ortam doğabilir.»

Hz. Hüseyin bu sözleri kabule yanaşmıyordu. İbn Abbas şöyle devam etti: «Şayet gitmekten vazgeçmiyorsan kadın ve çocuklarının gözü önünde şehit edilmenden korkarım. İbn Abbas'ın bu uyarıcı sözleri Hüseyin'e hiç tesir etmedi.

Daha sonra hanım ve çocuklarını alarak yola çıktı. Yolda şair Ferezdak'la karşılaştı. Geldiği tarafta halkın ne durumda olduğunu sordu. Ferezdak şu cevabı verdi: «Halkın gönlü senin yanında, ama kılıçları Emevıler'i destekliyor. Kader gökten geliyor. Allah ise dilediğini yapıyor.»

Yolda ayrıca, Abdullah b. Cafer'den dönmesi için Allah adına and veren bir mektupla, Medine valisi Amr b. Saîd'den dönmesini ve kendisini koruyacağını ihtiva eden bir başka mektup geldi. Bu iki mektuptaki isteği de reddeden Hüseyin yoluna devam ediyordu. Yolda bir ara Abdullah b. Muti' ile karşılaştı. Abdullah and vererek içinde bulunulan nazik durumu hatırlattı ve şöyle dedi: «Eğer Emevîler'in sahip oldukları halifeliği ele geçirmek istiyorsan, seni öldürürler ve artık ondan sonra çekinecekleri hiç bir kimse kalmaz. Ne olur, İslâm'ın, Kureyş'in ve Arapların hatırı için bunu yapma, Kûfe'ye gitme, Emevîler'le karşılaşma!»

Fakat Hz. Hüseyin yoluna devam etmekten başka bir fikre yanaşmıyordu. Sa'lebîye denilen yere gelince, orada Müslim b. Akîl'in öldürüldüğü haberi duyuldu. Beraberinde bulunanlardan bazıları, «Allah için buradan geri dön, Kûfe'de senin yardımcın ve taraftarın yoktur. Hattâ onların sana karşı tavır almış olmalarından korkarız» dediler.
Müslim'in çocukları ileri fırlayarak şöyle dediler: «Ya intikamımızı alırız veya babamız gibi şehit oluruz. Ama asla geri dönmeyiz.»

Akabe girişine varıncaya kadar yola devam ettiler. Orada karşılaştıkları bir Arap da şöyle dedi: «Allah için dönünüz. Vallahi kılıç ve mızrakların üstüne doğru gidiyorsunuz. Şayet o, gelmen için sana haber gönderenler, savaşa girmeni önleyip, işleri düzene koymuş olsalardı ve sen de o zaman gelmiş olsaydın buna bir diyecek olmazdı. Fakat bu durumda bana kalırsa yapılacak tek şey dönmektir.»

Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Şiraf'ı terkeder etmez, Hurr b. Yezid komutasında bin kişilik bir süvari birliğiyle karşılaştılar. Hüseyin şöyle dedi:

«Ey insanlar! Allah da biliyor, siz de biliyorsunuz ki, ben buraya, sizin gönderdiğiniz mektup ve elçiler üzerine geldim. Halifeniz olmadığını, benimle durumunuzun düzeleceğini yazmıştınız. Eğer bana verdiğiniz sözlerinizde duruyorsanız, şehrinize girerim. Aksi halde sözünüzü yerine getirmez ve benim gelişimden dolayı rahatsız olursanız geldiğim yere geri dönerim.»

Kimseden bir ses çıkmayınca Hurr cevap verdi: «Sizinle karşılaştığımızda bir an bile beklemeden sizi yakalayıp, Kûfe'ye Ubeydullah b.Ziyad'a götürmemiz emredildi.»
«Ölüm bundan daha iyidir» diye söylenen Hz. Hüseyin, adamlarına, atlarına binmelerini, geri döneceklerini söyledi. Fakat Hurr bırakmıyordu. Hüseyin, «Anan seni kaybetsin, ne istiyorsun?» diye çıkışınca Hurr şöyle cevap verdi: «Senden başka biri bunu söyleseydi, kim olursa olsun aynı sözle mukabele ederdim. Fakat senin annenin adını kötü sözle ağzıma alamam. Olsa olsa ben onu en güzel şekilde anarım.»

Sonra Hüseyin'in Medine'ye dönmesini önlemek için onu takibe başladı. Hüseyin kuzeye doğru yönelmiş, Ninova'ya ulaşmıştı ki, orada İbn Ziyad'ın kendisiyle savaşmak üzere göndermiş olduğu Ömer b.Sa'd b. Ebî Vakkas komutasında başka bir birlikle karşılaştı. Ömer, Hüseyin'e bir elçi göndererek oralara kadar niçin geldiğini sordurdu. Hüseyin ise, Hemşehrileriniz bana kendilerine gelmem için mektuplar yazmışlardı. Onun için gelmiştim. Eğer şimdi istemiyorlarsa geri dönerim» diye haber gönderdi. Ömer'den bu haberi bildiren mektubu alan İbn Ziyad: «Şimdi, pençelerimizi uzattığımız zaman mı kurtulmak istiyor? Bu zaman kurtulma zamanı değil artık» şeklinde bir şiir söyledi ve Ömer'e bir mektup yazarak, Hüseyin'den Yezid için bîat almasını emretti: »Eğer Hüseyin bu teklifi kabul ederse mesele biter. Aksi halde orada bulunan tek su kaynağıyla alâkalarını kes ve onları susuz bırakarak muhasara altına al» diyordu. Hz. Hüseyin, kendisini bıraktıkları takdirde geldiği yere döneceğini söylüyordu. Burada Hz. Hüseyin'in Yezid'e bîat etmeyi kabul ettiğine dair dolaşan rivayetler doğru değildir. Hz. Hüseyin, Medine'ye dönmek istediğini bildirdiyse de karşı taraf onların dönmesini kabul etmiyor, İbn Ziyad'ın vereceği hükme razı olmalarını teklif ediyorlardı. Durum ne olursa olsun böyle bir şey de Hüseyin'in kabul edeceği bir istek değildi. Artık savaşmaktan başka bir yol kalmamıştı.

H. 61 senesinin 10 Muharreminde (10 Ekim 680) iki taraf savaşa tutuştu. İçinde Suriyeli bir tek kişi bile bulunmayan Irak ordusu ile sayıları sekseni geçmeyen küçük topluluk vuruşuyorlardı. Çok geçmeden Hüseyin ve adamları şehit edildiler. Bu tarafın kaybı yetmiş iki kişiydi. Ömer'in ordusundan da seksen sekiz kişi ölmüştü.

Hüseyin'in başını, kızları ve kardeşleri ile hasta olan oğlu küçük Ali'yi İbn Ziyad'a götürdüler. İbn Ziyad bunları Yezid'e gönderdi. Şam'a varılıp da bu haber Yezid'e ulaştırılınca, Yezid ağlayarak şöyle dedi:

«Bana Hüseyin'i öldürmeden itaat ettirmenizi istemiştim. İbn Sümeyye'ye Allah lanet etsin. Hüseyin'le ben karşılaşsaydım , kendisini bağışlardım. Bütün bunlar neden oldu, biliyor musunuz? Hüseyin, şöyle demiş: 'Babam onun babasından, anam onun anasından, dedem de onun dedesinden daha üstündüler. Ben de ondan daha üstünüm. Halifeliğe ben ondan daha lâyıkım.' Babasının benim babamdan üstün olması meselesini Allah bilir. Her ikisi de Allah'ın huzuruna gitmişlerdir. Ayrıca halk, hakemlerin kimi üstün tuttuğunu da bilmektedir.


Muhakkak ki anası Fâtıma, Rasûlullah'ın kızı benim anamdan daha üstündür. Dedesi de benim dedemden daha üstündür. İmanı olan kimse onun bu dünyada bir benzeri olduğunu düşünemez. Fakat son sözünü, kendi içtihadına göre söylemiş ve: 'De ki: Ey mülk sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden alırsın.'(Âl-i İmran Sûresi, 26. ayet) âyetini okumamıştır.»

Sonra kadınların kendi evine alınmalarını emretti. Yezid ailesinden olan bütün kadınlar, teker teker gelerek acılarını paylaştılar. Daha sonra mal ve zînetlerinden ne kaybolmuşsa kendilerine bedelini ödediler. Yezid, bir ara Ali b. Hüseyin'i yanına getirtti, Medine'ye gitmeleri için gerekli hazırlığı yaptırdı ve orada herhangi bir ihtiyaçları olursa kendisine yazmalarını söyledi. Böylece İslâm tarihindeki bu elîm olay da arkasında silinmeyecek izler bırakarak kapanmış oldu.

Kadir Gecesinin Önemi


Kur'an-ı Kerim’in inmeye başladığı Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi İslam’da en kutsal ve faziletli gecedir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur’an-ı Kerim de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sure vardır. Bu surede yüce Rabbimiz söyle buyurmaktadır:

“Doğrusu biz Kur'an'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir” (Kadr, 1-5).

Kadr Suresi

Kur'an-ı Kerim’in doksan yedinci suresi olup beş ayet; otuz kelime ve yüz yirmi harften oluşur. Fasılası “râ” harfidir. İsmini ilk ayetinde geçen “kadr” kelimesinden alan bu surenin Mekke’de mi, yoksa Medine’de mi indiği konusunda ihtilaf vardır.

Sure, insanlara Kur'an'ın değeri ve önemi hakkında bilgi vermektedir. Allah Teala, Hicr Suresinde “Bunu biz indirdik” buyurur. Yani Hz. Peygamber (s.a.v)’in arzusu ile değil bizim dilememiz sonucu indirilen apaçık bir kitaptır O.

Kadr sözcüğü burada şu iki anlamda kullanılmış olabilir: Bunlardan biri, takdir anlamıdır. Allah bu gece takdirleri yani kaderleri uygulamak üzere meleklere emir verir. Bunu, Duhân Suresindeki şu ayet destekliyor: “O gece katımızdan her hikmetli emir sadır olur. “Diğer anlamı ise, azamet ve şereftir. Bu husus, surenin “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır” ayetinde ifade edilmektedir. Nasıl daha hayırlı olmasın ki, Allah'ın insanlığa son mesajı bu gecede indirilmeye başlanmıştır. Gece, değerini bu olaydan almaktadır. Ve bu geceyi anmak, insanlığa rahmet olarak Kur'an'ın inmeye başladığı bu geceyi ihya etmek Müslümanlara tavsiye edilmiştir.

Kadir gecesinin hangi gün olduğu konusunda birçok görüş ileri sürülmüştür. Ancak ümmetin büyük âlimlerinin çoğunluğunun görüsü, Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olduğu şeklindedir.

O gece öyle bir gecedir ki Kur’an ayetleri Hz. Muhammed (s.a.v)’in kalbine inmeye başladığı gecedir.

İslam, hiç bir zaman dış görünüşü benimseyen, şekle önem veren şekilci bir din değildir. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesini bugünkü anlaşıldığı şekilde “Bir gecelik ibadetle bütün günahlardan arınılacak” görüşü ancak muttakiler, inanmış samimi Müslümanlar için geçerlidir. Ancak böyle insanların o gecedeki ibadetleri makbul olur, ve Kur'an'ın nazil olduğu o ilk manaya erişilebilir. Kadir gecesini hatırlayıp o geceyi imanla ve sevabını umarak geçirmek İslam'ın sağlam ve bir bütün olan terbiye metodunun bir yanını oluşturmaktadır.

Surenin anlamı söyledir: “Biz o (Kur’an)’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Ruh, o gece Rablerinin izniyle (o yıl takdir edilmiş olan) her iş için iner de iner. Esenliktir o, tâ tan yeri ağarıncaya kadar”.


Surenin İniş Sebebi

Bu surenin inişi hakkında değişik rivayetler vardır. Bunlardan biri şöyledir:

Bir kere Resulüllah (s.a.v) Ashab-ı Kirama İsrailoğullarından birinin, silahını kuşanarak Allah yolunda bin sene cihat ettiğini bildirmişti. Ashabın buna hayret etmesi üzerine Cenabı Hak, Kadir suresini indirmiştir (Tecrîd-Sarîh Tercemesi, VI, 313).

Kadir Gecesi Denilmesinin Sebebi

Bu geceye Kadir gecesi denilmesi şeref ve kıymetinden dolayıdır. Çünkü:

a) Kur'an-ı Kerim bu gecede inmeye başlamıştır.

b) Bu gecedeki ibadet, içerisinde Kadir gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetten daha faziletlidir.

c) Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler Allah Tesl’nin ezeli kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir (Tecrîdi Sarih Tercemesi, VI, 312).

d) Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.

e) Bu gece tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler uğradıkları her mümine selam verirler.

Hangi Gecede Olduğu

Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber genellikle Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde olduğu tercih edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) bunun kesinlikle hangi gece olduğunu belirtmemiş, ancak; “Siz Kadir gecesini Ramazan'ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız” buyurmuştur (Buhari, Müslim).

Başka bir hadiste ise İbn Ömer (r.a) şöyle nakletmiştir: Sahabelerden bazı kimselere, rüyalarında, Kadir gecesinin, (Ramazan'ın) son yedi günü içinde olduğu gösterildi. Resulüllah (s.a.v) onlara: “Görüyorum ki rüyalarınız Ramazanın son yedi günü hakkında birbirine uygun düşmüştür. Artık kim Kadir gecesini aramaya kalkışırsa, onu Ramazanın son yedisinde arasın, buyurmuştur (Buhari, Müslim).

Gizli Olmasının Sebebi

İslam kaynaklarında belirtildiğine göre Allah Teala bir takım hikmetlere dayanarak Kadir gecesini ve onun dışında daha bazı şeyleri de gizli tutmuştur. Bunlar:

Cuma günü içerisinde duanın kabul olacağı saat; beş vakit içerisinde Salât-ı vusta; ilahi isimler içerisinde İsm-i Azam; bütün taatlar ve ibadetler içerisinde rızay-ı ilahi; zaman içerisinde kıyamet ve hayat içerisinde ölümdür. Bunların gizli tutulmasından maksat müminlerin uyanık, dikkatli ve devamlı Allah’a ibadet ve taat içerisinde olmalarını sağlamaktır. Müminler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle değerlendirmelidir. Ebu Hüreyre (r.a)’in rivayet etmiş olduğu hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmuştur:

“Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah’tan bekleyerek ibadet ve taatla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır” (Buhari).

Kadir Gecesinde Neler Yapmalıyız?

Kadir gecesini, namaz kılarak, Kur'an-ı Kerim okuyarak, tövbe, istiğfar ederek ve dua yaparak değerlendirmeliyiz.

Üzerinde namaz borcu olanların nafile namazı kılmadan önce hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları daha faziletlidir. Kazası yoksa nafile kılar.

Süfyan-i Sevri: “Kadir gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kur’an okuyup sonra dua etmek daha güzeldir” demiştir (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313).

Hz. Aişe (r.ah) şöyle anlatıyor: “Ey Allah'ın Resulü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim? diye sordum. Resulüllah (s.a.v):

“Allahümme inneke afüvvün tühibbü’l-afve fa’fu annî (Allah'ım sen çok affedicisin, affı seversin, beni affet)” diye dua et, buyurdu (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).

Bu gecenin öyle bir anı vardır ki o anda yapılan ibadet ve dualar mutlaka makbul olur. Bu önemli anı yakalamak için gecenin bütününü tövbe ve istiğfar ile geçirmek gerekir. Bu da kişinin imanını tazeler. Gecenin bütününü ibadetle geçiremeyenler en azından teravihten sonra bir miktar oturup dua etmelidirler.

Bu, bin aydan hayırlı olduğu bildirilen gecede insanlık alemini huzura kavuşturmak için gerekli olan esaslar indirilmiştir. Namaz, zikir, tesbih, Kur’an okumak gibi bedeni ibadetlerimiz yanında düşünce ile ibadet olarak isimlendirdiğimiz tefekkürü insanlığın amacı nedir? Olgun insan olma mertebesine nasıl ulaşabiliriz? Nasıl insanlığa daha iyi hizmet edip, daha çok sevgi sunabiliriz? şeklindeki odak noktaları ile güçlendirelim.

Unutmayalım ki; özellikle bu gecede Tevvab olan Allah tövbelerimizi kabul edecektir. Bizlere bir ikram olarak sunulan bu kutsal Kadir gecesinde dualarımızdan insanlığın huzuru, sevgi ve kardeşliğin sağlanması ve devamı için bizlere daha fazla güç, iman vermesi için yakaralım. Yalnız kendi sevdiğimiz insanların değil, bütün insanların sevgiye layık olduğunu anımsayarak sevgide sağlam ve cömert bir ruha sahip olmak için de yardım dileyelim. Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla, hepimize hayırlı kandiller diliyoruz.

Kadir Gecesi Bin Aydan Daha Hayırlı Gece-Kadr Suresi

Kadir Gecesi Kuran'da geçtiği üzere:

القدر

بسم الله الرحمن الرحيم
Bismillêhirrahmênirrahîm.
Rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla.

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ
1. İnnê enzelnêhu fî Leyleti'l-Kadr(i).
1. Doğrusu Biz, onu (Kurân'ı) Kadir gecesinde indirdik.

وَمَا أَدْرَيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ
2.Ve mê edrâke mê Leyletu'l-Kadr.
2. Kadr gecesinin ne olduğunu bilir misin sen?

لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِّنْ أَلْفِ شَهْرٍ
3. Leyletu'l-Kadri [k]hayrum-min elfi şehr.
3. Kadr (Kadir) gecesi; bin aydan daha hayırlıdır.

تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِم مِّن كُلِّ أَمْرٍ
4. Tenezzelül melêiketu ver-rûhu fîhê biizni Rabbihim min kulli emr.
4. O gece Rab'lerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner...

سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ
5. Selêmun hiye hattê metla’il fecr.
5. Artık o gece bir esenliktir gider... Tâ [ki] tan ağarana kadar...


Abdulbasit Abdussamed - Kadir Suresi | video.mynet.com